Gürcistan’a her gelişimde başka bir yönüne aşık oluyorum ama bu bağ bozumu turu bambaşkaydı. Sabahın erken saatlerinde bir Gürcü köylüsünün bağına girdiğimizde, üzerimizdeki şehir yorgunluğunu bir kenara bırakıp asmaların arasına daldık. Kendi ellerimizle topladığımız üzümlerin o yoğun kokusu, sonra onları geleneksel yöntemlerle ezerken çıkan o ses… @northatravel videolarında izlediğim o enerjiyi bizzat yaşamak, toprağın sıcaklığını ellerimde hissetmek paha biçilemezdi. Sonrasında rehberimizin masanın başında, her bir kadehin hikayesini anlatışı; sanki şarabı değil, Gürcistan’ın tarihini içiyormuşuz gibi hissettirdi.
Signagi’nin romantik sokaklarında yürürken, sanki bir Orta Çağ masalındaydım. Stalin’in Gori’deki müzesini gezip rehberimizden o dönemin sarsıcı hikayelerini dinlediğimizde, bu ülkenin sadece şaraptan ibaret olmadığını; dramatik ve derin bir tarihle yoğrulduğunu anladım. Tiflis’in ışıklarına karşı kadehimizi kaldırırken, gün boyu bağlarda yaşadığımız o kolektif neşenin verdiği huzur vardı içimizde. Batum’un modern sahil caddelerinde gezdiğimizde ise ülkenin nereye evrildiğine şahitlik ettik.
Northa ile bu gezi bana şunu hatırlattı: Bir kültürü anlamak için sadece müze gezmek yetmez; o kültürün ürününü toplamanız, sofrasına oturmanız ve o toprağın insanıyla gülmeniz gerekir. Şarap fabrikalarında o devasa tankların arasında teknik bilgileri dinlerken bile aklımda hep o bağdaki samimiyet vardı. Eve dönerken yanımda sadece birkaç şişe şarap değil, Gürcü sofralarının o bitmek bilmeyen misafirperverliğini ve yeni dostluklar getiriyorum. Eğer siz de üzümün topraktan kadehe o büyülü yolculuğuna eşlik etmek istiyorsanız, bir sonraki hasatta mutlaka bizimle olun!