Eğer bana “Dünyanın sonuna gidiyoruz deseler nereyi hayal ederdin?” diye sorsalar, sanırım Mestia’yı tarif ederdim. Northa ile çıktığımız bu yolculukta, Enguri Barajı’nın turkuaz sularını geride bırakıp dağların arasına daldığımızda, telefon çekmeyen köylerden ve bulutların içinden geçtik. Mestia’ya vardığımızda bizi karşılayan o taş kuleler… @northatravel reelslarında izlediğimde “Acaba efekt mi?” dediğim o görüntüler meğer fazlasıyla gerçekmiş. Gece kulelerin ışıkları yandığında, kendimi bin yıl öncesinin bir masal kahramanı gibi hissetmemek için hiçbir sebebim yoktu.
Ertesi gün 4×4 araçlara doluşup Ushguli’ye doğru yola çıktığımızda macera dozumuz tavan yaptı. Yollar sarp, uçurumlar derin ama manzara… Ah o manzara! Shkhara Buzulu’nun bembeyaz ihtişamı karşısında durduğumuzda hepimiz sessizliğe büründük; doğa o kadar güçlüydü ki kelimeler yetersiz kalıyordu. Svan bir ailenin evine konuk olup, o meşhur Svan tuzuyla hazırlanan yemekleri yerken, buradaki insanların bu devasa kuleleri neden inşa ettiklerini daha iyi anladım: Bu coğrafya, ancak bu kadar güçlü bir duruşla yaşanabilirdi.
Dönüş yolunda Hatsvali’de teleferikle bulutların üzerine çıktığımızda, Shkhara ve Ushba zirveleri sanki elimi uzatsam dokunacakmışım gibi yakındı. Northa’nın o samimi ekibiyle akşam ateş başında yaptığımız sohbetler, gezinin en güzel “sosuydu”. Şehre döndüğümde biliyordum ki; ben artık o eski ben değildim. Ruhumun bir parçasını o yüksek kulelerin gölgesinde, Kafkasya’nın rüzgarında bırakmıştım. Eğer hayatınızda bir kez “gerçekten” uzaklaşmak istiyorsanız, kendinize bir iyilik yapın ve Northa ile Svaneti yollarına düşün.
Svaneti Günlüklerim: Zamanın Unuttuğu Diyar
Svaneti Günlüklerim: Zamanın Unuttuğu Diyar