Havalimanına indiğimde cebimde sadece yeni tip kimlik kartım vardı ve birkaç saat sonra kendimi bambaşka bir alfabenin, enfes şarapların ve bin yıllık kiliselerin arasında bulacağımı biliyordum. Northa ekibiyle Sarp Sınır Kapısı’ndan geçerken o heyecanlı bekleyiş, rehberimizin Gürcü kültürüne dair ilk hikayeleriyle birleşince yerini büyük bir keşif merakına bıraktı. İlk durağımız Gori’de Stalin’in hayatına tanıklık etmek sarsıcıydı ama akşamında Tiflis’in ışıl ışıl sokaklarına girdiğimizde “İyi ki buradayım!” dedim. @northatravel reelslarında izlediğim o renkli Tiflis balkonları tam karşımdaydı; üstelik sadece izlemiyordum, o dar sokakların tozunu yutuyordum.
İkinci gün Tiflis’te tam bir “yerel” gibi hissettim. Sabah Versinaj Eskiciler Pazarı’nda eski madalyalar ve antika eşyalar arasında kaybolup, öğleden sonra teleferikle şehre tepeden baktım. Rehberimiz bize Kartlis Deda heykelinin bir elinde neden kılıç, diğerinde neden şarap kasesi olduğunu anlatırken (dosta şarap, düşmana kılıç!), bu halkın misafirperverliğini bizzat deneyimlemeye başladık bile. Instagram’da gördüğüm o meşhur Chronicle of Georgia dikitlerinin yanına vardığımda ise kendimi bir devler ülkesinde gibi hissettim; fotoğraflar gerçekten bu görkemi anlatmaya yetmiyormuş! Akşamki Gürcü Gecesi’nde ise Khachapuri ve Khinkali eşliğinde izlediğimiz o enerjik danslar, turun en unutulmaz anlarından biriydi.
Dönüş yolunda Mtskheta’da iki nehrin kavuştuğu o meşhur manzarayı izleyip Batum’un modern caddelerine indik. Ali ve Nino’nun kavuşamayan hikayesini dinleyip, sahil boyunca yürürken Batum’un o kendine has havasını soluduk. Northa ile bu gezi bana şunu öğretti: Yurt dışına çıkmak için pasaportlara, karmaşık planlara gerek yokmuş; sadece doğru bir rehber ve iyi bir yol arkadaşı yeterliymiş. Rize-Artvin Havalimanı’na geri döndüğümüzde, pasaportuma damga vurulmamıştı belki ama ruhuma unutulmaz bir Gürcistan mührü kazınmıştı. Bir sonraki rotada görüşmek üzere komşu!
B.A. Gürcistan turu